Home , TÜRKİYE , Röpörtaj: „Okulun bütün bileşenlerinde büyük bir korkunun yaratılmasına rağmen öğrenciler her zamankinden daha çok örgütlü“

Röpörtaj: „Okulun bütün bileşenlerinde büyük bir korkunun yaratılmasına rağmen öğrenciler her zamankinden daha çok örgütlü“

19 Mart’ta Boğaziçi Üniversitesi’nde Afrin için lokum dağıtan cihatçı faşistlere karşı “İşgalin ve katliamın lokumu olmaz” adı altında örgütlenen eylemin katılımcılarından Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü Master öğrencisi Ekin KAAN (25) ile yaptığımız röportaj:

Bu sene Mart ayında Türkiye’nin İstanbul şehrinde olan Boğaziçi Üniversitesi’nde “İşgalin ve katliamın lokumu olmaz” adı altında, Afrin harekâtına katılan askerler için lokum dağıtan öğrencilere karşı bir protesto gerçekleşti. Sizde bu protestoların bir parçasıydınız. O gün olayların nasıl geliştiğini kısaca anlata bilir misiniz?

19 Mart günü Kuzey Kampüse gittiğimizde stant açan grubu gördük ve birkaç kişi aramızda konuşup bu standa karşı eylem yapmaya karar verdik. Mail grubumuzdan insanlara haber verdik ve 1 saat içerisinde kütüphanenin önünde toplandık.

Kütüphane önünde döviz, pankart vs. hazırlayıp sloganlarla standa doğru yürüdük. Ajitasyonlar çekerek neden bu grubu protesto ettiğimizi insanlara anlattık. Karşı gruptan birkaç kişinin bize doğru agresif bir şekilde yaklaşması üzerine kısa süreli bir gerginlik yaşandı. Küçük bir İtişme ve birkaç tekme vs. atıldı. Ardından ÖGB, öğrenci dekanı ve sivil polislerden oluşan bir grup araya girdi ve pazarlıklar başladı. 1 saatlik tartışmanın, pazarlığın ardından iki grup da aynı anda dağılma kararı alarak dağıldı.

Baskıların yükseldiği, muhalefetlerin tutuklandığı ve işgallerin meşru görüldüğü bir dönemde, sizce Boğaziçi Üniversitesi’nde yaşadıklarınız Türkiye’deki politik süreçle bağlantısı var mı? Varsa, nasıl bir bağlantısı var?

Söylediğim gibi, bu aslında çok küçük ve spontane bir eylemdi. Çoğumuz o gün kütüphanedeydik, hızlıca toplandık. Eylemin ilk başında onlar 5-6 kişi, biz 10-15 kişi falandık. Daha sonra iki gruba da eklenen insanlar oldu ama küçük ölçekte bir eylemdi. Hiçbirimiz bunun bu kadar büyüyeceğini düşünmüyorduk.

AKP’nin bu eylemlerinin hedef göstermesinin ve azgınca saldırmasının, özellikle Gezi eylemlerinden sonra artan AKP’nin devletin bütün kurumlarını ele geçirme politikalarının bir devamı olduğu o gün eylemde olan olmayan herkes açısından aşikâr.

Boğaziçi üniversitesi, liberal bir temelde de olsa, temel hak ve özgürlüklerin büyük oranda korunduğu, öğrencilerin kendini ifade etme haklarının bulunduğu, her türlü eylemin yapılabildiği, afişlerin asılabildiği, bildirilerin dağıtılabildiği bir yerdi. Kısacası AKP’ye biat etmeyen bir üniversiteydi ve dolayısıyla uzun zamandır AKP’nin hedefindeydi.

AKP’nin Boğaziçi’ye saldırılarının en net örneği rektörlük seçimlerine müdahaleydi. %86 oyla seçilen Gülay Barbaroğlu’nun rektörlüğüne izin verilmedi ve Tayyip rektörü bizzat kendisi atadı. Ve Tayyip son birkaç yıldır birçok konuşmasında Boğaziçi’nin “yerli ve milli” olmadığından bahsediyordu.

Dolayısıyla bu operasyonlar çok bariz bir şekilde AKP’nin politikalarının bir sonucudur. Asıl amaçları uzun zamandır saldırdıkları bu üniversitede var olan direniş emarelerini yok etmek, bütün okula korku salmaktı.

Devletin Afrin işgali ve devamında Ortadoğu’da ki gelişmeler hakkında ne düşünüyorsun? Ve bunun Türkiye’ye nasıl yansıması var sizce?

Afrin Suriye’de savaşın olmadığı sayılı şehirlerdendi. Ancak faşist TC katliamlar yaparak burayı işgal etti ve yüz binlerce insanı göç etmek zorunda bıraktı. Savaş süresince yaşanan insanlık dramının yanı sıra savaş sonrasında da TC cihatçı çeteleri şehre yerleştirerek şehrin demografisini değiştirmeye çalışıyor. Afrin işgalinin açıkça TC’nin Türkiye’deki politikalarının bir devamı olduğunu düşünüyorum. Kürt düşmanlığı, milliyetçiliğin geleneksel bir ideoloji olduğu bu topraklarda AKP’ye oy da kazandırıyor.

Türkiye’deki politik durum gençlere veya üniversitelere nasıl bir yansıması oldu sizce? İleride neler bekliyorsunuz buna ilişkin?

Devrimci geleneğin güçlü olduğu üniversiteler Türkiye’deki politik süreçten ilk etkilenen üniversiteler oldu. DTCF gibi fakülteler İstanbul üniversitesi gibi üniversiteler AKP’nin saldırısına en önce uğrayanlar oldu. Kendisine muhalif hiçbir sese tahammül edemeyen AKP tabii ki devrimcilere saldırmakla sınırlı kalmayacaktı.

Nitekim Boğaziçi gibi daha “liberal”, “seküler” üniversiteler de AKP’nin hedefi oldu. Bu son olaylarda da gördüğümüz gibi mevzu bahis “milli meseleler” olunca hak, hukuk, demokrasi hiç düşünülmeden rafa kaldırılabiliyor.

Ancak baskı her zaman daha büyük ve daha devrimci bir mücadele oluşturuyor. Boğaziçi’de de 14 kişinin tutuklanmasına, onlarca insanın şu an aranıyor olmasına, okulun bütün bileşenlerinde büyük bir korkunun yaratılmasına rağmen öğrenciler her zamankinden daha çok örgütlü.

 Verdiğiniz emeğe ve bize ayırdığınız zaman için teşekkür ederiz.